13 Aralık 2008 Cumartesi

Tarihe düşülen izler... (1)

EDİRNE İZLENİMLERİ-1
(Balkan Şehitliği
ve
Edirne Tabyası)
Yeşillikler içinde, mütevazı ama vakur bir şehir olan Edirne, tarihe iz düşmüş pek çok yeri sinesinde barındırmaktadır. İlk olarak Mimar Sinan’ın Muhteşem Selimiye’si karşıladı bizleri. Ancak Selimiye’yi başka bir yazıya bırakıyorum. Evet, bu yazımda beni çok etkileyen iki muhteşem mekanı, tarihe şahit olan hatta tarihin yazıldığı ‘Edirne Tabyaları’nı ve ‘Balkan Şehitliği’ni anlatmaya çalışacağım. ‘300.000 Balkan Şehidinden bulunduğumuz yerde hakka yürüyen 20.000 AZİZ ŞEHİDİMİZİN anısına yapılan BALKAN ŞEHİTLİĞİ burası’ Evet, Balkan Savaşları o bitmek bilmeyen savaş yıllarına şahit olan mekanlardı buraları. Bir taraftan düşmanla, bir taraftan hastalık ve açlıkla mücadele eden askerlerimizin tarih yazdığı yerlerdi. Şehitlikte temsili olarak birkaç isim yazılmış mermerlere hemen her ilden bir veya birkaç tane mevcuttu. Bu mekan hemen Meriç nehrinin kenarında. Meriç’i görünce ‘Hey gidi akıp duran bu su bir anlatsan gördüğün bu ulusu nasıl karamanca savaşmıştı terk etmemek için yurdu’ diye seslendim usulca. Nehrin üzerindeki köprüyü geçtiğinizde yüksekçe bir yapı karşılıyor sizleri. Bir kuleye benzer bu yapı ‘Kasr-ı Adalet’ yani ‘Yargıtay binası’ olarak kullanıyormuş. Bu yapı Kanuni Sultan Süleyman tarafından inşa ettirilmiş. İçtihat kararlarının alındığı ve kanunların düzenlendiği bir mekan. Kare bir görünüme sahip yapı yukarıya doğru yükseldikçe daralmakta ve sivri çatısı ile dikkat çekmektedir. Yapının kapısı Meriç nehrine bakan yüzde bulunmaktadır. Bulunduğu yer hala ‘Kırkpınar Güreşlerinin’ yapıldığı meydanın karşısında. Yapının bu meydana bakan tarafının önünde iki adet dikili taş bulunmaktadır. Biri ‘Seng-i Hürmet’ (Saygı Taşı), bir dileği veya şikayeti olan dilekçesini bu taşa bırakırmış ve Bostancıbaşı tarafından o dilekçelerin kovuşturulması yürütülürmüş. Diğeri ise ‘Seng-i İbret’ (İbret Taşı), buraya Devlet Büyüklerinden biri idam edilip başı kesildiğinde bu taşın üzerine konulurmuş ki Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın Belgrad’da kesilen başı bu taşın üzerine konulmuş. Yolun diğer tarafında, tek başına durmakta olan bir kabir var. 2. Beyazıd’ın kızı Hatice Sultan meftun yapmaktadır. Bu kabrin karşısında büyükçe bir ağacın altında bir anıt taş durmakta. Okuyunca insanı o günlerin mücadelelerine götüren bir anıt. ’26 Mart 1913 Günü teslim olan Edirne Kalesinin er ve subayları tutsak kaldıkları burada açlıktan ağaç kabuklarını yediler. Ruhları şad olsun’ insan tekrar ve tekrar okuyor yazılanları ve o ağaçlara bakıyor her biri 200 küsur yaşlarında olan o ağaçları seyrederken duygu dolu anlar yaşanıyor. Bu nasıl bir düşmandı esirlerin açlıktan ölmeleri için bırakmıştı buraya? Bu savaş değil kıyımdı bu aziz milletimizin zor günlerinin sadece bir kaçıydı. İstiklal şairi Mehmet Âkif: ‘Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı, Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı, Sen şehit oğlusun incitme yazıktır Atanı, Verme dünyaları aslanda bu Cennet Vatanı’ dizeleriyle anlatmak istediği bu olsa gerek diye düşündüm uzun uzun. Balkan Şehitliğinden sonra ‘Edirne Tabya’larına gittik. Şükrü Paşa ve askerlerinin kahramanca mücadele ettiği ve şehri her pahasına savundukları tabyalar. Yüksekçe bir tepenin başında bulunmakta bu tabyalar. Kapıları öylesine alçak ki bazılarına girmek için iki kat olmak gerek. İlk ana kapıdan tabyalara giriş yaptık. ‘Şuan ana giriş kapısından giriş yapmış bulunmaktasınız. Burada aceleyle koşturan ve mücadele eden Mehmetçiklerimizin ayak seslerini duymaya çalışın’ yeni kurulmuş ses sistemi vasıtasıyla o günleri anlatan ve anımsatan bir uygulama başlatılmış. Her bir tabyaya girdiğinizde bulunduğunuz mekanın ne için kullanıldığı anlatılmakta bu vesile ile. Ayrıca o günleri anlatmak için canlandırma tekniği olarak model askerler, cepheye silah taşıyan anneler, düşmanı gözetleyen ve vatanını savunan askerler yapılmış. Bir de güzel bir tevafuk oldu biz orayı gezmekte iken, askerler (bunlar gerçek askerler) içeride ‘Edirne Tabya Gazetesi’ olarak isimlendirilen ve panolara asılarak o günleri anlatan yazıları yerleştiriyorlardı. O askerlerin aceleci tavırları ve ordan oraya koşturmaları bile o günleri hatırlatmaktaydı ziyaretçilere. Bu panolarda o günleri ve çekilen zorlukları anlatan yazıları okudukça insan duygulanıyordu. ‘Açlıktan leş yediler’, ‘Diğer düşman KOLERA’, ‘Yaralarımız sarılamıyor’, ‘Vahşetin resmi’ bu ve benzeri başlıklar altında o günler ziyaretçilere anlatılmaktaydı. Balkan Savaşı’nda 29 tabyada mücadele verilmiş, bizim ziyaret ettiğimiz ‘Kıyık Tabya’ bunlardan sadece biri. Diğer tabyalarında fotoğrafları konularak, kısa birer bilgi eklenmiş altlarına. Atılan top gülleleri hiç hedef seçmiyor, hastane ve şifahaneler dahil ibadet mekanlarını da vuruyorlarmış. Askerlerinin yatakhanesinden, yicek deposuna, asker bakım yerinden, komuta odasına kadar her yer tarihe düşülen izleri temsil etmeye devam ediyordu. Dillerde sürekli Fatihalar okunuyor ve Âziz şehitlerimize hayır duaları gönderiliyordu. Bizler bu mekanları gezerken bir kez daha bu vatanın kolay kazanılmadığını anlıyorduk. Evet, onlar canlarını vermişler her şeyleriyle, hem düşmana hem de diğer zorluklara direnerek bu vatanı korumuşlardı. Ruhları şâd olsun.
EkleBunu RSS Ekle Butonu
Powered By Blogger