HAYATIN İÇİNDEN BİR KAÇ SAHNE
Gecenin karanlığında odama süzülen bir ışık evet bir sokak lambasından gelen bir aydınlık ile aldım elime kalemi ve beyaz sayfanın üzerine yazmaya başladım hislerimi.
Gecenin sessizliğini sacede beyaz kâğıdın üzerinde dans edercesine dolaşan kalemimden çıkan sesler bozuyordu. Etrafımda başka ses yoktu, olsada zaten hiç biri ilgimi çekmiyordu. Kurşun kalemim ne diyordu acaba Beyaz kâğıt sayfasına? Ne kadar güzel dans ediyordu öyle? Mutlu muydu acaba? Bu söylediği mutluluk şarkısı mı yoksa, hüzün nağmeleri miydi?
Aklıma birden o şarkı geldi "Bu akşam garip bir hüzün çöktü üsütüme..." diye başlayan Barış Manço'nun son günlerde en çok dinlediğim parçası Benden Öte Benden Ziyade. (Şuan yine o parçayı dinliyorum) ". ....sabret gönül sabret..." diye devam ediyordu zihnimde. Buşarkıda bir ara ..."demir kapı yine kapandı ağır ağır üzerime.." mısraları bana bir arkadaşımın yerine görevli olarak gittiğim Cezaevinin demir kapılarını hatırlattı. Kapıda iki jandarma ve nöbet kulübesinde gardiyanlar. Büyük demir kapı tüm ruhumu tırmalayacak şiddette bir gıcırdamayla açıldı sonra içeri girdiğimde aynı kapı bu sefer üzerime kapandı. İçeride ise demir parmaklıklı ve az önceki büyük kapı kadar ses çıkarabilen kapılar açıldı birer birer...Orada işim bitip çıkarken yine önce demir parmaklı kapılar ve büyük kapıdan çıkıp avluya indim sonra bahçedeki kapıdam çıktım. Kapıdan çıktıktan sonra istemsizce dönüp arkama baktığımı hatırlıyorum.Ben bir iki saat içinde hemde ziyaretçi olduğum halde dışarıya çıkınca özgürlüğün ne büyük bir kıymet ifade ettiğini anlamıştım ya içeridekiler... Bazıları suçsuz olduğunu söylüyor, kimi ailesi yüzünden orda olduğunu anlatıyor, kimi kaçakçılık, ama biri vardı ki o hiç konuşmuyordu.. Sonra arkadaşlarına sordum namus davası dediler. Ah ne kötü bir zihniyetti bu baba, kızını öldürmüştü peki neden? İşte bu adamı derin bir sessizliğin içine çekmişti. Pişmandı belli oluyordu ama... Yaptık bi hata hocam diyebildi sadece, sonra yutkundu yutkundu, boğaına düğümlendi kelimeler göz yaşları çok yürümüştü gözlerine belli kendini zor tutyordu. Daha fazla zorlamak istemedim ve kalktım yanından. Ama kalktıktan sonra bile düşündüm ne diyebilirdim diye, yok ne diyebilirdim ki... Kelimeler çoktan tükenmişti, cümlenin tüm öğelerinin bağları kopmuştu, karar verilmiş ve kalem kırılmıştı. Kızı ölmüştü, baba ise yaşıyor denilebilir miydi bu haline bilinmez? Yanlış bir kültür bir genç kızın hayatına mal olmuş, kızın babasını ise ölmekten beter etmişti.
İşte bunlar geldi aklıma dün gece kalktım ve sokak lambasının aydınlığında yazdım beyaz sayfalara. Kalemim neşeyle dans etmiyordu artık sanki bir mahpus edasıyla hüzünlü ve yılgın volta atıyordu. Söylediği ise güzel bir şarkı değil pişmanlık cümleleriydi.
Son not: Bu yazıyı yoruma kapatmayı düşünüyordum çünkü söylenecek bir şey kalmamıştı. Ve cahillik yüzünden canına kıyılan kızcağızın yasını tutarcasına sessizce kalacaktım. Ama sonra içimdeki hüzüne bir derman bulmak ümidiyle yoruma açmaya karar verdim. İyi günler ve sevgiyle kalın...

